Anonim Şirketlerde Azınlık Pay Sahiplerinin Hakları – Türk Ticaret Kanunu Kapsamında Bilgi Alma, Özel Denetim ve Genel Kurulu Toplantıya Çağırma Hakları
Anonim şirketler, paylarının halka arz edilip edilmemesine göre, payları halka arz edilmiş (halka açık) anonim şirketler ile payları halka arz edilmemiş anonim şirketler olarak ikiye ayrılmaktadır. Anonim şirket, tanımı gereği sermayesi paylara bölünmüş bir şirket tipidir; halka açıklık ise bu şirketlerin paylarının Sermaye Piyasası Kanunu kapsamında halka arz edilip edilmemesiyle ilgili bir ayrımdır. Türk Ticaret Kanunu (TTK) uyarınca anonim şirketlerde azlık (azınlık), şirket yönetiminde çoğunluğun sınırsız gücüne karşı korunan ve belirli yasal haklara sahip olan pay sahiplerini ifade eder. Anonim şirketlerde azlık tanımı ortak sayısına göre değil, sermaye payı oranına göre belirlenir. Nitekim TTK'nın 411. maddesinde azlık, "sermayenin en az onda birini, halka açık şirketlerde yirmide birini oluşturan pay sahipleri" olarak belirtilmiştir. Yani bu hükme göre kapalı anonim şirketlerde sermayenin en az %10'u, halka açık anonim şirketlerde ise %5'i azlık pay sahibi olarak nitelendirilebilecektir. Belirtmek gerekir ki bu oran, kanun koyucunun her hak için ayrı ayrı belirlediği eşiklerden yalnızca biridir ve anılan hak bakımından geçerlidir. Finansal tabloların müzakeresinin ertelenmesi (TTK m.420), özel denetçi atanmasının istenmesi (m.439), haklı sebeple fesih (m.531) ve genel kurulu toplantıya çağırma bakımından da onda bir / yirmide bir ölçütü esas alınmıştır; özel denetimde buna ek olarak paylarının itibarî değeri toplamı en az bir milyon Türk Lirası olan pay sahiplerine de aynı hak tanınmıştır (m.439/1). Buna karşılık bilgi alma ve inceleme hakkı (m.437) ile genel kurul kararlarının iptali (m.445) bakımından herhangi bir oran şartı öngörülmemiş, bu haklar her pay sahibine tanınmıştır.
Azlık pay sahipleri, ortağı bulundukları şirkete karşı birçok hak ve sorumluluğa sahiptir. Bu haklardan bazıları özetle; genel kurulu toplantıya çağırma ve gündeme madde ekleme (TTK m.411 ve 412), özel denetçi atanmasını isteme (m.438 ve 439), haklı sebeple fesih davası açabilme (m.531), genel kurul kararlarının iptalini ve butlanın tespitini isteme (m.445 ve 447), finansal tabloların müzakeresinin ertelenmesini talep etme (m.420), yeni pay alma (rüçhan) hakkını kullanma (m.461) ve bilgi alma ile inceleme haklarıdır. Sulh ve ibra, azlığa tanınmış bir engelleme yetkisi olarak değil, genel kurulun yetkileri kapsamında kalan bir karar olarak karşımıza çıkar; azlık bu kararı ancak genel kurulda oy kullanarak ve gerekiyorsa iptal veya butlan yoluna giderek etkileyebilir.
Azlık pay sahiplerine tanınan tüm bu koruyucu hakların kilit taşı ise Bilgi Alma ve İnceleme Hakkı'dır. Şirket işleyişine müdahale etme veya yargı yoluna başvurma imkânı veren diğer azlık hakları, temelde pay sahibinin bu inceleme hakkını usulüne uygun şekilde kullanmış olmasına dayanır. Türk Ticaret Kanunu'nun 437. maddesinde çerçevesi çizilen bu vazgeçilmez hak sadece; istenilen bilgi verildiği takdirde şirket sırlarının açıklanacağı veya korunması gereken diğer şirket menfaatlerinin tehlikeye girebileceği gerekçesi ile reddedilebilir (m.437/3). Bu istisna hüküm dışında azlık pay sahibinin bilgi alma hakkı, hak sahibinin lehine kanun koyucu tarafından TTK madde 437'de güçlendirilmiş bir haktır. Pay sahibi genel kurulda; yönetim kurulundan şirketin işleri, denetçilerden ise denetimin yapılma şekli ve sonuçları hakkında bilgi isteyebilir; bilgi verme yükümü, TTK'nın 200. maddesi çerçevesinde şirketin bağlı şirketlerini de kapsar. Verilecek bilgiler, hesap verme ve dürüstlük ilkeleri bakımından özenli ve gerçeğe uygun olmalıdır. Pay sahiplerinden herhangi birine bu sıfatı dolayısıyla genel kurul dışında bir konuda bilgi verilmişse, diğer bir pay sahibinin istemi üzerine aynı bilgi, gündemle ilgili olmasa da aynı kapsam ve ayrıntıda verilir ve yönetim kurulu bu hâlde ticari sır gerekçesine dayanamaz (m.437/2). Uygulamada en çok tartışılan hususlardan biri budur: şirket yönetimi bir pay sahibini bilgilendirdiğinde, aynı bilgiyi diğer pay sahiplerinden esirgeyemez. Her pay sahibi, gideri şirkete ait olmak üzere gelir tablosuyla bilançonun bir suretini isteyebilir; finansal tablolar, konsolide finansal tablolar, yıllık faaliyet raporu, denetleme raporları ve kâr dağıtım önerisi genel kurul toplantısından en az on beş gün önce şirketin merkez ve şubelerinde incelemeye hazır bulundurulur, finansal tablolar bir yıl süreyle pay sahiplerinin bilgi edinmesine açık tutulur (m.437/1). Şirketin ticari defterleriyle yazışmalarının, pay sahibinin sorusunu ilgilendiren kısımlarının incelenebilmesi için genel kurulun açık izni veya yönetim kurulunun bu hususta kararı gerekir; izin verildiği takdirde inceleme bir uzman aracılığıyla da yapılabilir (m.437/4). Bilgi alma veya inceleme istemleri cevapsız bırakılan, haksız olarak reddedilen, ertelenen ve bu fıkra anlamında bilgi alamayan pay sahibi; reddi izleyen on gün içinde, diğer hâllerde de makul bir süre sonra şirketin merkezinin bulunduğu asliye ticaret mahkemesine başvurabilir. Başvuru basit yargılama usulüne göre incelenir; mahkeme kararı, bilginin genel kurul dışında verilmesi talimatını ve bunun şeklini de içerebilir (m.437/5). Bilgi alma ve inceleme hakkı, esas sözleşmeyle ve şirket organlarından birinin kararıyla kaldırılamaz ve sınırlandırılamaz (m.437/6); bu hakları kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran genel kurul kararları ise batıldır (m.447/1-b). TTK'nın 437/5. maddesi mahkeme kararının kesin olduğunu hükme bağlamıştır.
Bilgi alma ve inceleme hakkını kullanan ancak tatmin edici yanıt alamayan veya edindiği bilgiler ışığında şirkette hukuka aykırılıklar bulunduğundan şüphe duyan azlık pay sahipleri için devreye giren bir diğer koruyucu mekanizma, Özel Denetçi Atanmasını İsteme hakkıdır. Bilgi alma veya inceleme hakkı daha önce kullanılmışsa, pay sahipleri, pay sahipliği haklarının kullanılabilmesi için gerekli olan belirli olayların açıklığa kavuşturulmasını, gündemde yer almasa bile genel kuruldan özel denetçi atanması yoluyla isteyebilirler (m.438/1). Bu hakkın kullanılabilmesi için bilgi alma veya inceleme hakkının daha önce kullanılmış olması bir ön şarttır; doğrudan mahkemeye gidilerek özel denetçi atanması istenemez. Genel kurulun bu talebi onaylaması hâlinde şirket veya her bir pay sahibi otuz gün içinde mahkemeden atama talep edebilir (m.438/2). Ancak azlık hakları bağlamında asıl önemli olan, genel kurulun bu talebi reddetmesi ihtimalidir. TTK madde 439 uyarınca, genel kurulun özel denetim istemini reddetmesi hâlinde; sermayenin en az onda birini, halka açık anonim şirketlerde ise yirmide birini oluşturan pay sahipleri ile paylarının itibarî değeri toplamı en az bir milyon Türk Lirası olan pay sahipleri, üç ay içinde şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden özel denetçi atanmasını isteyebilir. Buradaki parasal eşik, oran şartını sağlayamayan pay sahipleri bakımından pratikte en çok işe yarayan alternatiftir; özellikle büyük sermayeli şirketlerde küçük orana sahip bir pay sahibi, bu eşik sayesinde hakkını kullanabilmektedir. Bunun için dilekçe sahiplerinin, kurucuların veya şirket organlarının kanunu yahut esas sözleşmeyi ihlal ederek şirketi veya pay sahiplerini zarara uğrattıklarını ikna edici bir şekilde ortaya koymaları şarttır (m.439/2); zararın yalnızca şirkete değil, pay sahiplerine de verilmiş olması yeterlidir. Mahkeme, şirketi ve istem sahiplerini dinledikten sonra kararını verir ve istemi yerinde görürse istem çerçevesinde inceleme konusunu belirleyerek bir veya birden fazla bağımsız uzmanı görevlendirir; bu karar da kesindir (m.440). Bu hukuki düzenleme vesilesiyle azlık pay sahibinin bilgi alma ve inceleme hakkına çekilebilecek her türlü fiili sınır bertaraf edilmiş, pay sahiplerinin hakları yargı güvencesiyle güçlendirilmiştir.
Bilgi alma ve özel denetim mekanizmalarıyla şirketin iç işleyişine dair şeffaflığı sağlayan azlık pay sahiplerinin, elde ettikleri verileri veya şirketin acilen çözülmesi gereken sorunlarını nihai karara bağlatabilmeleri için şirketin en üst organını harekete geçirmeleri gerekebilir. İşte bu noktada, azlığın şirket yönetimine aktif olarak müdahale edebilmesini sağlayan ve TTK madde 411'de düzenlenen Genel Kurulu Toplantıya Çağırma ve Gündeme Madde Ekleme Hakkı devreye girmektedir. Azlık pay sahipleri; gerektirici sebepleri ve gündemi yazılı olarak belirterek yönetim kurulundan genel kurulu toplantıya çağırmasını veya hâlihazırda toplanacak bir genel kurul varsa, karara bağlanmasını istedikleri konuları gündeme eklemesini talep edebilirler. Kanun koyucu, çağrı ve gündeme madde konulması isteminin noter aracılığıyla yapılması şartına bağlamıştır (m.411/3). Gündeme madde konulması isteminin ayrıca, çağrı ilanının Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde yayımlanmasına ilişkin ilan ücretinin yatırılması tarihinden önce yönetim kuruluna ulaşmış olması gerekir (m.411/2); uygulamada en sık gözden kaçan ve istemin reddi sonucunu doğuran usul şartı budur. Esas sözleşmeyle çağrı hakkının daha az sayıda paya sahip pay sahiplerine tanınması da mümkündür (m.411/1). Yönetim kurulu çağrıyı kabul ettiği takdirde, genel kurul en geç kırk beş gün içinde yapılacak şekilde toplantıya çağrılır; aksi hâlde çağrı, TTK'nın 411/4. maddesinin son cümlesi uyarınca istem sahiplerince yapılır. Bundan ayrı olarak TTK'nın 412. maddesi, pay sahiplerinin çağrı veya gündeme madde konulmasına ilişkin istemlerinin yönetim kurulu tarafından reddedilmesi veya isteme yedi iş günü içinde olumlu cevap verilmemesi hâlinde, aynı pay sahiplerinin başvurusu üzerine genel kurulun toplantıya çağrılmasına şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinin karar verebileceğini; mahkemenin toplantıya gerek görürse gündemi düzenlemek ve çağrıyı yapmak üzere bir kayyım atayacağını, zorunluluk olmadıkça dosya üzerinde inceleme yaparak karar vereceğini ve bu kararın kesin olduğunu düzenlemektedir. Dikkat edilmesi gereken iki nokta vardır: ret hâli için kanunda ayrıca bir süre öngörülmemiştir, yedi iş günü yalnızca olumlu cevap verilmemesi hâline ilişkindir; ayrıca kırk beş günlük sürenin geçirilmesi tek başına m.412'ye dayalı bir başvuru sebebi değildir, bu süre çağrının kabul edildiği hâlde işleyen bir süredir. TTK'nın 410/2. maddesinde ise bundan farklı bir rejim düzenlenmiştir: yönetim kurulunun devamlı olarak toplanamaması, toplantı nisabının oluşmasına imkân bulunmaması veya mevcut olmaması durumlarında mahkemenin izniyle tek bir pay sahibi genel kurulu toplantıya çağırabilir ve bu karar da kesindir. Uygulamada en çok karıştırılan nokta, m.410/2 ile m.411 ve 412'nin şartlarının birbirinden farklı olduğudur.
Bu usul kuralı emredici niteliktedir ve Yargıtay uygulaması, kanundaki aşamalar tüketilmeksizin yapılan çağrının hukuki sonuç doğurmayacağı yönündedir. Buna karşılık TTK'nın 411/4. maddesinin son cümlesinin, çağrının istem sahiplerince yapılabileceğini açıkça öngördüğü de gözden uzak tutulmamalıdır; Daire uygulaması ile kanun lafzı arasındaki bu gerilim öğretide tartışmalıdır ve uygulamada mahkemeye başvuru yolu güvenli seçenek olarak öne çıkmaktadır.
Türk Ticaret Kanunu'nun azlık pay sahiplerine tanıdığı bilgi alma, özel denetim isteme ve genel kurulu toplantıya çağırma hakları, şirket içi şeffaflığın ve hukuki denetimin en temel güvenceleridir. Kanun koyucu bu mekanizmaları birbirinden tamamen bağımsız değil, birbirini tamamlayan bir zincirin halkaları şeklinde tasarlamıştır. Azlık pay sahiplerinin hak kayıplarına uğramaması ve davalarının usulden reddedilmemesi için, Yargıtay içtihatlarında da üzerinde durulan zorunlu başvuru sıralamasına, noter usulüne, ilan ücretinin yatırılması gibi usul şartlarına, ortaklık oranının yargılama boyunca korunmasına ve hak düşürücü sürelere titizlikle riayet etmeleri şarttır. Bu çerçevede pratik bir sıralama şu şekilde özetlenebilir: önce genel kurulda bilgi alma ve inceleme hakkının kullanılması, ardından bilgi alınamaması hâlinde on günlük süre içinde mahkemeye başvuru, ayrıca finansal tabloların müzakeresinin ertelenmesinin istenmesi, özel denetim isteminin genel kurula taşınması ve reddi hâlinde üç ay içinde mahkemeye başvuru, son olarak çağrı isteminin noter aracılığıyla yapılması ve sonuçsuz kalması hâlinde mahkemeden çağrı kararı ve kayyım atanmasının talep edilmesi. Diğer yandan, şirket yönetim kurullarının da azlıktan gelen bu yasal talepleri soyut ticari sır iddiaları veya keyfi kararlarla bertaraf etmek yerine kurumsal yönetim ilkeleri çerçevesinde karşılaması, yöneticilerin şahsi sorumluluklarını doğurabilecek uzun ve yıpratıcı dava süreçlerinin önüne geçecektir. Sermaye şirketlerinde azlık hakları ile çoğunluk iradesi arasındaki bu hassas dengenin hukuki zemin üzerinde yönetilmesi, taraflar için yalnızca bir kanuni zorunluluk değil, aynı zamanda ortaklığın ticari istikrarı ve yatırımcı güveni için de gerekliliktir. Her somut olay, ortaklık yapısı, pay oranları ve izlenen usul bakımından kendi özelinde değerlendirilmelidir.

